1 Hayal kırıklığı
  • Aycan
    18:44:23 13.09.2018,Puan: 3305.45,0 Yorum, #Realist,719 kişi okudu

  • Tempolu şarkıların ardından çalan türkçe slow ile ortam anında durulup yavaşlamıştı. Şarkının Türkçe olmasına bakmadan millet eğlenmeye devam ediyordu. Kimisi partneriyle dans ediyor, kimisi ise ellerinde içkiyle şarkıya eşlik ediyordu. Ortam o kadar kalabalıktı ki, insanlar bodyguardlar tarafindan dolu denilerek geri çevriliyordu.


    Şarkı bittiğinde, elindeki mikrofonla adeta şarkıyı yaşıyormuş gibi söyleyen şarkıcı, kendisine eşlik eden dinleyicilerinin karşısında saygıyla eğildiğinde, bir anda kopan alkış tufanı karşısında hem şaşırmış hem de çok mutlu olmuştu. Kalktığında kahverenginin en güzel tonuna sahip olan gözlerini silen şarkıcı, titreyen elleriyle son kez mikrofonu dolgun dudaklarına yaklaştırarak sahneye çıktığı ilk günkü gibi heyecanla titreyen sesiyle konuştu.


    “I love you very much!” (Sizleri çok seviyorum!)


    Kopan alkış tuhafına bu kez çalınan ıslıklarda eşlik ederken, bazıları da bu konser tadında gerçekleşen sahnenin devamını istediklerini bağırıp duruyorlardı. Kimse yakışıklı şarkıcının sahneyi terk etmesini istemiyordu. Fakat şarkıcının repertuvarı burada son bulmuştu.


    Dinleyicilerinin memnun olmasıyla daha da mutlu olan yakışıklı şarkıcı, yeniden mikrofonu dolgun dudaklarına yaklaştırarak konuştu. Fakat bu kez sesi titremiyordu. Kalbini delip geçen heyecanını az da olsa yatıştırmıştı.  


    “Tomorrow at the same time again to meet here!” (Yarın aynı saatte gene burada buluşmak dileğiyle!)


    Daha da bir şiddetle kopan alkış tufanından sonra sahneden ayrılan yakışıklı şarkıcı, hissettiği yorgunlukla kendini adeta kulisine atmıştı. Yatar vaziyette oturduğu sandalyede gözleri kapalı dinlenirken, hızla açılan kapıyla tüm huzuru bozulmuştu. Sıkıntıyla nefesini vererek içeriye adeta dalan kişiye baktı.


    “Hello my friend.” (Merhaba dostum.)


    İçeriye dalan kişi tabiki de samimi arkadaşı Jeremy den başkası değildi. Sarı saçları ve yeşil gözleriyle kızları adeta parmağında oynatan Jeremy, şarkıcının onca arkadaşının arasından en yakını olmayı başarmıştı.


    “You're gonna break that door one day. I'm going to get your head off.” (Şu kapıyı bir gün kıracaksın. Ben de senin kafanı kıracağım.)


    Jeremy için sarı saçları ve yeşil gözleriyle kızları adeta parmağında oynatıyor demiştik ya, unutun bunu. Jeremy sevimli görüntüsünün yanı sıra, patavatsız kişiliğiyle yakışıklı şarkıcıyı her sahne sonrası delirtmeyi başarıyordu. Bundan da zevk alan Jeremy, her seferinde dayak yemesine rağmen bunu sürdürmeye devam ediyordu.


    “Calm down, man. My head is getting better again. You better take a break from the beating business.” (Sakin ol adamım. Kafam yeni yeni iyileşiyor. Dayak atma işine bir süre ara verirsen iyi edersin.)


    Bunun üzerine elindeki lastik topu atmaktan vazgeçen yakışıklı şarkıcı, yeniden sandalyesine kurularak gözlerini kapattı. Biraz dinlenmeye ihtiyacı vardı. Açıkçası eve gitmek istemiyordu.


    “I remember that you are a Turkish with the song you said, my friend.” (Şu söylediğin Türkçe şarkıyla senin bir Türk olduğunu hatırladım, dostum.)


    İşte buna kayıtsız kalamayan Alphan -diğer ismiyle Anthony- elinde evirip çevirdiği lastik topu Jeremy’nin kafasına fırlattı. Tam isabet alan top Jeremy’in alnını resmen delip geçmişti.


    “I am not Turkish, you idiot!” (Ben Türk değilim seni salak!)


    Acıyan alnını ovalayan Jeremy, kızgın bakışlarını Anthony’e saplarken, bir taraftan laf yetiştirmeyi de ihmal etmiyordu.


    “Is not your father a Turk?” (Baban Türk değil mi senin?)


    Sanki kötü bir olayı hatırlamış gibi yüzü düşen Anthony’nin başı da önüne düşmüştü.


    “Yes Turkish.” (Evet Türk.)


    “You miserable turkish!” (Seni sefil Türk!)


    Bağırarak kaçıp giden Jeremy’nin ardından koşan Anthony, çıkış koridorunda patronu Bay Martin'i fark edince duraksayıp o tarafa doğru ilerledi.


    “You did a good job today, Anthony.” (Bugün de iyi iş çıkardın, Anthony.)


    Babacan bir tavırla Anthony'nin omzunu sıvazlayan Bay Martin, odasına dönerek Anthony’yi yalnız bıraktı.  


    Bir anlığına kendisini yalnız hisseden Anthony, takım arkadaşlarından Bobby’nin sesini duyunca gülümseyerek o tarafa yöneldi.


    “Are not you coming?” (Haydi gelmiyor musun?)


    “You go. I'm going now.” (Sen git. Bende gideceğim şimdi.)


    Bunun üzerine kafa sallayıp iyi geceler dileyerek oradan ayrılan Bobby’den sonra hepten yalnız kalan Anthony, üzerindeki kapüşonlusunu başına geçirerek şehrin karanlık sokaklarına kendini attı.


    Eve vardığında kapıyı sessizce açtı. Saat gecenin bir yarısıydı ve bu yüzden ses çıkarmak istemiyordu. Sessizce geniş salonu geçip gene geniş olan merdivenleri kullanarak odasının bulunduğu üst kata küçük bir tökezleme atlatarak çıktı.


    Odasının önüne geldiğinde duyduğu inlemelerle tuttuğu kapı kolunu bırakarak sesin geldiği yöne doğru adımladı. O tarafa doğru adımladıkça sesler anlaşılır bir hale gelmişti.


    “Ohh! That's great, Luke. There. Harder." (Ohh! Harikasın Luke. Orası. Daha sert.”)


    Duyduğu inlemelerin annesine ait olduğunu fark ettiğinde aniden öfkenin bütün vücudunu sardığını hissetti. Nefesi hızlanmış, elleri titremeye başlamıştı. Dolan gözlerindeki yaşları öfkeyle sildi ve gözlerini kapatarak yumruklarını sıktı.


    “Fuck!” (Sikeyim.)


    Daha fazla dayanamayarak şiddeti artan inlemelerin geldiği odaya doğru adeta uçarcasına yürüdü. Kapının önüne geldiğinde tek bir yumruğuyla kapıyı açtı. Kuvvetli yumruğa dayanamayan kapı duvara çarparak durabilmişti.


    “Aaaaaa! Oh my god!” (Aman tanrım!)


    Aniden kapının açılmasıyla çığlığı basan genç kadın, içinde gidip gelen erkeğinin göğsüne sokularak gelenin kim olduğuna bakmadan saklanmaya çalışırken, neye uğradığını şaşıran adam da donup kalmıştı. Kim sevişirken basılmayı normal karşılardı ki.


    Öfke patlaması yaşayan genç adam, hiddetle annesini siken adamın suratına yumruğunu geçirdi. Bu sırada çırılçıplak olan genç kadın da ayak ucundaki yere düşmek üzere olan yatak örtüsünü üzerine örtmeye çalışıyordu.


    “Son of a bitch! You're done!” (Orospu çocuğu! Bittin sen!)


    Yerde ağzı yüzü birbirine girmiş olan adama acımadan tekme atan öfkeli genç, annesinin sesiyle tekme atmayı keserek başını çevirip baktı. Öfkesi hala dinmemişti. Göğsü hızlı hızlı inip kalkıyor, burun delikleri bir genişliyor bir küçülüyordu.


    “It is enough! Enough! You have no right to do this!” (Yeter artık! Yeter! Bunu yapmaya hakkın yok senin!)


    Öfkeyle titreyen kadın, göğüslerine kadar örttüğü yatak örtüsünü daha da sıkı tutarak sözlerine devam etti. Oda en az oğlu kadar öfkelenmişti.


    “I'm sick of you now! Do you understand! I'm sick! I'm tired of you and your fights, your man-beats!” (Bıktım artık senden! Anlıyor musun! Bıktım! Senden ve senin kavgalarından, adam dövmelerinden bıktım!)


    Annesinin öfkeyle sarfettiği sözlerinin bir ok gibi kalbine saplandığı Anthony’nin dolan gözleri artık yanaklarından aşağıya süzülmeye başlamıştı. Sessizce yaşların yanaklarından usul usul süzülmesine izin vererek annesini bakmaya devam etti.


    “Sometimes I wish I did not give birth. Do you know why I say that? Because it's over the limit. You have no right to interfere with my sex life. Besides, Luke is the man I'm going to marry.” (Bazen keşke doğurmasaymışım diyorum. Bunu neden diyorum biliyor musun? Çünkü sınırı aştın. Senin benim seks hayatıma karışmaya hakkın yok. Kaldı ki, Luke zaten benim evleneceğim adam.)


    Bu sözlerinden dolayı genç kadının kalbi acısa da bir tercih yapmak zorundaydı ve tercihini sevdiği adamdan yana kullanmıştı. Bu yaşına kadar tek başına büyüttüğü oğlu, artık kendi yolunu kendi çizebilirdi. Türkiye’ye gidebilir babasını ve ailesini bulabilir, onlarla mutlu mesut yaşayabilirdi.


    “Get out of here.” (Defol git buradan.)


    Genç kadın sonlara doğru kısılan sesiyle sözlerine devam etti. Gözleri ise yerde kan revan içinde yatan sevgilisinin üzerindeydi.


    “My father and his family live in Turkey. Go there and find them. I can not bear you anymore.” (Baban ve ailesi Türkiye'de yaşıyor. Oraya git ve onları bul. Ben daha fazla sana katlanamayacağım.)


    Artık yanakları ıpıslak olan Anthony, gözlerini kalbinin acımasıyla kapatarak başını eğdi. En sonunda bu da olmuştu işte. Annesi tarafından evinden ve hatta doğup büyüdüğü ülkesinden  kovulmuştu. Şimdi hiç ömründe bir kez bile görmediği babasını görmek üzere, hiç tanımadığı o ülkeye gitmek zorundaydı.






Yorumlar

Henüz hiç yorum yapılmamış.

Yorum Yap