11 Hayat
  • Aycan
    19:34:40 11.01.2019,Puan: 2591.3,0 Yorum, #Realist,559 kişi okudu
  • Dün mükemmel derecede iyi hissederken şimdi böyle berbat hissediyor olması, şu karşısında oturduğu uçsuz bucaksız denizde boğulmak istemesine sebep oluyordu. Kesinlikle o lanet tozdan bir daha çekmeliydi. Fakat bu ülkenin malları da kendisi gibi düşük kaliteliydi ve etki derecesi de yok denecek kadar azdı. Bu da bu ülkeden soğuma sebeplerinden sadece bir tanesiydi.


    Derin bir nefes alarak oturduğu banka başını dayadı ve gözlerini kapatarak bulunduğu ortamdan kendini soyutlamaya çalıştı. Dondurucu soğuk bile kendisine o kadar etki etmiyordu artık, ve tabiki de esen deli rüzgar da.  


    Bir süre dalgaların sesini dinledi. Bu duyduğu huzur verici ses bir anlığına ona her şeyi unutturdu; annesinin bir numaralı bir orospu olduğunu, bir hata sonucu doğduğunu ve bir de bağımlı olduğunu.


    Mavi gözler zihninin duvarlarına çarptığı anda, biri bu huzur verici anı bozdu. Sinirlenmemeye çalışarak yavaşça başını kaldırdı.


    “Ne yapıyorsun burada?”


    Huzurlu anını bölen tabikide babalıktan başkası değildi. Ne yapıp edip kendisini bulmuştu. Derin bir nefes alarak cevap verdi.


    “Huzurun sesini dinliyorum.”


    Gözlerini nihayet açtı ve kendisine üzgünce bakan babalığa bakarak sözüne devam etti.


    “Sende dinle. Gözlerini kapat ve kendini huzura bırak.” dedi ve gözlerini tekrar kapatarak başını banka dayadı.


    “Olmuyor değil mi? Acılarını şu zıkkım da geçirmiyor. Hatta herşey daha da kötüye gidiyor. Bunca acının üzerine birde aşık olman-”


    Alp'in aniden gözlerini kocaman açarak bakmasıyla babalığın sözü yarım kaldı. Gencin verdiği bu tepki düşüncesini doğrulamıştı. Başını biliyorum der gibi sallarken, bir taraftan da kocaman açılmış gözlere bakmayı sürdürdü.


    “Sen?”


    Aniden kuru ayaz etkisini artırınca, bar sahibi genç şarkıcının kolundan tuttuğu gibi kaldırdı ve peşi sıra sürükledi.


    “Kalk. Bunları evde konuşuruz. Biraz daha burada oturursak donacağız.”


    Eve gelene kadar bu tutumunu bozmayan bar sahibi, eve geldiğinde sımsıkı tuttuğu kolu bıraktı ve kapıyı açarak içeriye girdi. Sonra da gencin girmesi için geriye çekildi.


    Sessizce kapıdan içeriye giren Alp, evin derli toplu olduğunu fark etti. Tozunu çektiği sehpa bile tertemizdi. Küçük bir kağıt parçasına yazdığı notu da ortalıkta gözükmüyordu.


    Ses çıkarmayarak eski yerine oturdu ve başını bu kez bank yerine koltuğa dayadı. Mutfağa doğru ilerleyen babalığı fark ettiğinde aklından geçen soruyu sordu.


    “Kime aşığım sormayacak mısın?”


    Bir anlığına duraksayan bar sahibi, başını çevirip gence baktı.


    “Tabiki de soracağım, ama önce bir şeyler yememiz gerek öyle değil mi? Ne yersin?”


    “Aç değilim.”


    ..

    “Haydi ye.”


    Zorla iki üç lokmayı yutmaya çalışan genç şarkıcı, bu kez hayatına değil de iştahsızlığına lanet etti. Biraz daha yemeye devam ederse kusacağından korkuyordu.


    “Şimdi anlat bakalım. Kim bu mavi gözlü?”


    Konuşurken mavi gözlü olan kısmı özellikle vurgulamıştı. Sessizce çatalını kaşığını bıraktı ve sırtını sandalyeye yaslayarak dinleme pozisyonu aldı.


    -

    “İlginiz için teşekkür ederim. Fakat evi satmaktan vazgeçtim.”


    Günlerdir uğramadığı evinin camına astığı satılık ilanını gören bir alıcı Kuzey'i aramış, ev için ne kadar istediğini sormuştu. Fakat Kuzey evi satmaktan vazgeçmişti. Annesinden geriye sadece o ev kalmıştı ve bunu bile bile yapamazdı.


    “İyi günler.”


    Telefonunu kapattıktan sonra yattığı koltuktan kalktı ve battaniyeyi nasıl aldıysa gene o şekilde katlayıp yastıkla beraber kenara koydu. Ardından üstüne başına dikkat etmeden evden ayrıldı. 


    Geçen kırk beş dakikalık yürüyüşten sonra evine vardığında önce bir duraksadı. Hatıralar beyninde yankılandığında evinin önüne doğru ilerledi. Evinin kapısını açtığında burnuna dolan koku gözlerinin dolmasına neden oldu. Sanki annesi hala yaşıyordu.


    Kapıyı kapatıp içeriye girdiğinde direk annesinin odasına doğru ilerledi. Kapalı kapıyı açmaya cesaret edemeyerek elini kapının kolundan çekti ve bir adım geriye gitti. Tam da o an mavilerinden bir damla yaş düşerek yanaklarında yol oluşturdu. Kendisini tutamıyordu, ağlayacaktı. Damlalar ikinci üçüncü derken hızla çoğaldığı sırada zayıf bacakları daha fazla bu güçsüz bedeni ayakta tutamadı ve olduğu yere yığıldı. Başını çaresizce eğdiğinde büyük bir hıçkırık yükseldi dudaklarından.




Yorumlar

Henüz hiç yorum yapılmamış.

Yorum Yap