12 Yapılan yanlışlar
  • Aycan
    01:12:53 18.01.2019,Puan: 2690.55,0 Yorum, #Realist,419 kişi okudu
  • Eğdiği başını kaldırıp duvara dayadığında, kıpkırmızı olmuş mavi gözlerini tavana dikti. Bir süre tavanda asılı kalan mavi gözler yavaşça kapandığında, yaşlarda yanakları ıslatarak akıp gitti.


    Ne kadar süre öyle kaldı bilmiyordu. Ne gözlerini açacak kadar gücü, ne de o odaya girecek kadar cesareti vardı.


    Ellerinden gücünün akıp gittiğini ve gözlerinin daha da ağırlaştığını hissettiğinde kendini toparlamaya gerek bile duymadı.


    ..


    “Nasıl sakin olayım Mehmet amca! Arkadaşım gözümün önünde eriyip gidiyor ve ben birşey yapamıyorum.”


    Kulağına bir takım sesler gelmeye başlasa da, ne olduğunu anlayamamıştı. Yarı uyanık bir vaziyette kulağına gelen sesleri dinlemeye devam etti.


    “Tamam, sakin ol artık! Bende biliyorum bunun böyle olmayacağını.”


    Patronuyla aynı düşüncede olduğunu fark eden Deniz, biraz da olsa sakinleşmişti. Başını ne yapabiliriz der gibi eğdiğinde, Mehmet amca sözü devraldı.


    “Yapılacak tek birşey var. Alacaksın Kuzey'i ve İzmir'e gideceksin.”


    Deniz’in soran gözlerle baktığını görünce de sözünün devamını getirdi.


    “Bakma öyle. Annesinin vasiyeti bu. Yerine getirmemiz gerek. Düşünsene tutunduğun tek dalının kırıldığını ve yapayalnız kaldığını.”


    Sözün bu kısmında Deniz manayı anlamış gibi başını eğdi ve suratını buruşturdu. Annesinin öldüğünü düşünmek bile kalbini titretmeye yetmişti.


    “Acıttı değil mi? İşte Kuzey'in de canı böyle acıyor. Ona yalnız olmadığını ve bir ailesinin olduğunu göstermemiz gerek. Yoksa Kuzey'i kaybedeceğiz. Biliyorsun o çok hassas ve kendi-”


    “Daha fazlasını duymak istemiyorum!”


    Deniz devamını duymak istemeyerek kabaca patronunu susturdu. Eli ayağı bir anda buz kesmişti.


    “Anne!”


    Bir anda duyulan sesle ikiside Kuzey'e baktı. Yattığı hasta yatağında terden sırılsıklam olan Kuzey'in kabus gördüğünü ikiside fark edememişti.


    “Kuzey!”


    Deniz hemen Kuzey'in yanına koştu ve çekmeceden bulduğu mendille boncuk boncuk olmuş terleri sildi. Islanan mendili tam çöpe atacaktı ki duyduğu mırıltıyla olduğu yerde çakılıp kaldı.


    “Alp… Seni seviyorum.”


    -

    “Gözleri çok güzel. Mavinin daha önce böyle güzel olduğunu bilmezdim.”


    Başını kaldırıp babalığa baktığında, gözlerini kıstığını ve pür dikkat kendisini dinlediğini fark etti. Dikkatinin kendisinde olması hoşuna gitmişti. Belli etmeyerek yarım kalan sözüne devam etti.


    “O çok güzel. Benim gibi kirli değil.”


    Daha fazla konuşmaya gücü yetmedi ve masadan hızla kalkarak kendini dışarı attı.


    “Fuck!”


    Dışarı çıktığında aklına aniden bir şey geldi ve ceplerini yokladı. Fakat aradığını bulamadı. Tam burnunu kaşıyacaktı ki kapı açıldı.


    “Ne yapıyorsun burada?”


    Babalık sert havaya karşı üzerine ceket almıştı ve ellerini de ceplerine sokmuştu. Yüzünde de şaşkın bir ifade vardı.


    “Hiç.”


    Alp'in tedirgin oluşu ve durmadan burnunu kaşıyıp durması, babalığın aklında soru işaretlerinin çoğalmasına neden olmuştu. Şaşkın ifadeyi yüzünden silerek, binbir zorlukla tedarik ettiği tozu iki parmağının arasına aldı ve gence gösterdi.


    Küçük şeffaf torbadaki tozu gören Alp'in gözleri irice açılmıştı. Elleri istemsizce torbaya doğru uzansa da, aniden yok olan torba ile havada asılı kaldı.


    “İstediğimi vermezsen olmaz.”


    “Ne istersen yaparım.”


    İstediği cevabı alan bar sahibi, memnun gülümsemesini yüzüne takınarak içeri girdiğinde ardından Alp'te girdi.


    Salona giriş yaptıkları anda yanan fazla lambaları kapatan bar sahibi, kapının önünde öylece duran gence bakarak üzerindeki çizgili gömleğin düğmelerini çıkarmaya başladı. Acelesi yok gibiydi. İşini yavaş yavaş hallediyordu.


    “Babalık bunu istediğinden emin misin? Bak, yarı yolda kalbin durursa karışmam.”


    Adam altındaki lastikli boxerını da çıkardıktan sonra “Göreceğiz bakalım.” dedi ve kendisine tuhafça bakan gencin omuzlarından tuttuğu gibi hırsla dudaklarına yapıştı.




Yorumlar

Henüz hiç yorum yapılmamış.

Yorum Yap