3 Tesadüf
  • Aycan
    11:44:09 05.10.2018,Puan: 3895.75,0 Yorum, #Realist,620 kişi okudu
  • “Thanks.”


    Otel çalışanının getirdigi gazeteyi alan Anthony diğer adıyla Alphan, kapıyı kapatıp pencerenin önündeki sandalyeye doğru adımladığı sırada yatağında yatan dünkü sarhoşun yavaş yavaş kendine geldiğini fark edince duraksadı. Nihayet sarhoş arkadaş kendine geliyordu.


    Güne baş ağrısıyla gözlerini açan Kuzey, bir süre nerede olduğunu idrak edemedi. Uyanık olduğu halde gözlerini açmamış, bir süre ağrının geçmesini beklemişti. Fakat ağrı geçecek gibi değildi. Nihayet mavilerini açıp karşısındaki tavana baktığında, bu gördüğü tavanın kendi odasındaki tavan olmadığını fark etti. Duyduğu endişeyle başını kaldırdığında odada yalnız olmadığını anladı. Çünkü yatağın kenarında kendisine ait olmayan bir erkek kotuyla birde gömleği vardı. Bir dakika, erkek kotu mu?


    “N’oluyor lan!”


    Aniden yataktan kalkınca başı dönmüş, kendini yüz üstü yerde bulmuştu. Şaşkınlıkla tam önünde duran çıplak bacaklara baktığında aklı başından gitti. Bu gördüğü kıllar bir kadın bacağında ait  olamayacak kadar çoktu. O zaman?


    “Siktir!”


    Paldır küldür kalkıp daha doğrusu kalkamayıp yere kıç üstü düşünce, telaşla yatağın üzerindeki ince pideyi kapıp açıkta olduğunu fark ettiği vücudunu kapatmaya çalıştı.


    “Ananı avradını sikeyim! Kimsin lan sen?”


    Kalbi korkuyla çarparken karşısındaki yabancıya dikti gözlerini. Dün gece bir boklar yediği aşikardı. Bir otel odasında iki çıplak erkek başka ne yapabilirdi ki? Bu düşünceyle korkusu katlanırken, yabancının konuşacağını anlayarak ellerini hala hızla atan kalbine götürdü. İçinden de bildiği bütün duaları ediyordu. Allahım ne olur, düşündüğüm şey olmamış olsun!


    “Calm down- sakin ol. Düşündüğün gibi değil.”


    Zaten arka taraflarında bir ağrı sızı yoktu. O halde altta olan kendisi değildi. Bu düşünce yüreğine bir miktar su serpse de, hala korkusu devam ediyordu. Ortada bir yabancıyla, üstelik bir erkekle yattığı gerçeği vardı. Nasıl sakin olabilirdi ki?


    “Ne diyorsun lan sen!”


    Aniden ayağa kalkıp yabancının üzerindeki beyaz gömleğini tuttuğu gibi sarstı. Fakat buna rağmen yabancı hala bir tepki vermemişti.


    “Konuşsana lan it!”


    Daha da sinirlenen Kuzey, yabancıyı hırsla ittirdiğinde bile yabancı tek kelime etmemişti.


    “Ne bakıyorsun lan öyle!”


    Yabancının delici gözlerinin kendi çıplak vücudunda dolaştığını fark ettiğinde hissettiği göt korkusuyla yerlere saçılmış olan kıyafetlerini toplayıp alelacele üzerine geçirdi ve sonra da tam çıkacağı sırada durup arkasına bakmadan boğuk sesiyle konuştu. Korkusu sesine yansımıştı.


    “Bir daha karşıma çıkmayacaksın ve bu lanet ilişkinin hiç yaşanmadığını farzedip unutacaksın. Anladın mı?”


    Hissettiği öfkeyle yabancının bir cevap vermesini beklemeden otel odasından çıkıp giden Kuzey, yabancının arkasından piçimsi bir gülüş takınarak verdiği cevabı duymamıştı.


    “Sen öyle san.”



    -

    Sabahki otel odası vakasından sonra evine gelip ılık  bir duşun ardından çalıştığı kafeye gelen Kuzey haliyle işe geç kalmıştı. Kendini oğlancı sapıklar gibi hissediyor, önündeki uyku modunda olan organını kesip atmak istiyordu.


    Fakat, kafasını kurcalayan bir durum daha vardı. Dün gece kör kütük sarhoş olana kadar içmemişti ki, dün geceki seksi hatırlayamasın. Hatırlıyor olması gerekmez miydi? Bu konuda bir tecrübesi olsaydı bilirdi. Fakat bu yaşına kadarki ömrü hep çalışmak ve çalışmakla geçtiği için alt takımını memnun etme durumlarına hiç girmemişti. Dolayısıyla hiçbir fikri olmadığı için bu konuyu unutmaya karar vererek yarim saattir önünde dikildiği kafeden nihayet giriş yaptı ve askılıktaki önlüğünü alıp üzerine geçirdi. Bu sırada patronu Mehmet amca da arka taraftan çıkıyordu. Bunu gören Kuzey önlüğünü giydikten sonra elindeki küçük çantasını da askılığa astı ve kendisine bakan patronu Mehmet amcadan gözlerini kaçırarak konuştu. İlk kez bu kadar çok utanıyordu.


    “Mehmet amca, geç kaldığım için-"


    “Oğlum ben sana git, iki hafta gelme demedim mi? Şimdi niye geliyorsun ki? Yarım saat kafenin önünde dikildiğini söyledi arkadaşların. İyi değilsin. Git dinlen, bir kendine gel.”


    Utancından ötürü başını kaldıramayan Kuzey, içinden, ne dinlenmesi Mehmet amca, dün gece içip içip sarhoş oldum. Ardından bir ölüm tehlikesi atlattım. Sonra da adamın biriyle yattım. Fakat nedense bunu hiç hatırlamıyorum. Sende bana kalkmış dinlen diyorsun diyerek geçirse de, bunları diyememişti.


    “Evde daha kötü oluyorum Mehmet Amca. Duvarlar üstüme üstüme geliyor. Burada en azından kafam dağılıyor. Hem konuştuğumuz gibi ev satılana kadar çalışmak istiyorum.”  


    Buruk bir şekilde gülümseyen Mehmet Amca, Kuzey’in omzunu dostane bir şekilde vurduktan sonra başını sallayıp gittiğinde Kuzey de işinin başına dönmüştü.


    Aradan bayağı bir zaman geçmiş neredeyse akşam olmuştu. Fakat kafe hala tıklım tıklımdı. Bu kalabalığı oluşturan insanların bir çoğunun buraya gelme sebebi tabiki de Kuzeydi. Kimine göre Kuzey'in yakışıklılığı, kimine göre ise masmavi gözleriydi.


    “Afedersiniz. Bir bakar mısınız?”


    Duyduğu sesle kendine gelip, eline aldığı sipariş fişiyle, kendisine seslenen genç kıza doğru ilerleyen Kuzey, yüzüne nazik olduğunu düşündüğü bir tebessüm yerleştirirken gözlerine kızın kahverengi gözleri çarptı. Göz rengi onunkilerle neredeyse aynıydı. Şimdi durup dururken, bunu hatırlamak biraz absürt kaçmıştı. O yabancıyı hatırlamanın verdiği sıkıntıyla sordu.


    “Buyrun efendim. Bir emriniz mi var?”


    Genç kız, sarı saçlarıyla oynarken, yüzündeki flörtöz gülümsemesiyle ve aptal işvesiyle bitirdiği çay bardağını genç adama doğru iteledi. Parlayan gözlerini genç adamın bacak arasından zorlukla çekerek cılız sesiyle konuştu.


    “Bir çay daha alabilir miyim?”


    Bu sırada kendini alışkın olduğu sahnelerden farklı bir sahnenin içinde bulan Kuzey, bacak arasını elleriyle kapatıp kaçma hissini bastırmaya çalışarak titreyen sesiyle genç kıza cevap verdi. Ah bu kızlar! Bir rahat bırakmıyordu Kuzey'i.  


    “Peki efendim. Hemen.”


    Boşalan çay bardağını alan Kuzey, arkasını dönüp bulaşıkhaneye doğru ilerledi ve yaylı kapıyı koluyla ittirerek açtı ve elindeki bulaşıkları bulaşıkçıya verdi. Tam arkasına dönecekti ki, duyduğu sesle duraksayıp başını çevirdi.


    “Kuzey, bir dakika!”


    “N’oldu abla?”


    Orta yaştaki bulaşıkçı kadın, yarısı ıslanmış küçük bir kağıt parçasını kendisine doğru tutuyordu. Yüzündeki sırıtma ise utandıran cinstendi.


    Yanakları anında kızaran Kuzey, bulaşıkçı kadının elinde tuttuğu kâğıt parçasını kaptığı gibi arkasına dönerek açıp okudu.


    “Lütfen beni ara 05...”


    Domates gibi kızaran Kuzey, utançla başını çevirip bulaşıkçı kadına baktığında, kadından bir kıkırtı kazanmıştı. Tabi aynı zamanda da rezil olmuştu. Gerçi bu tür teklifleri, bunun gibi kağıtlara yazıp çaktırmadan kendisine verenler çok olmuştu; ama böyle niyetini gizlemeden direk söyleyen birinden ilk defa bir teklif alıyordu. Acaba nasıl bir teklif!


    “Hay ben anasını avradını!”


    Sessizce mırıldandığı küfürle bulaşıkhaneden çıkan Kuzey, elinde buruşturduğu kâğıt parçasını çöpe attı ve bir bardak çay doldurarak yüzüne zorlukla oturttuğu tebessümüyle hiçbir şey olmamış gibi genç kıza doğru ilerledi.


    “Buyrun efendim.”


    Genç kızın önüne kibarca koyduğu çayla beraber kaçarcasına arkasına dönmek isterken, kızın elini tutup yarısı gözüken göğüslerinin üzerine koyması bardağı taşıran son damla olmuştu. Tam reddetmek için ağzını açacağı sırada, kendisine yürüyen kızın yanındaki kız olaya el atmıştı. Hızır gibi yetişen kıza içinden tüm minnet dualarını ettikten sonra elini yumuşak göğüslerden hızla çekti ve derin bir nefes alarak arkasına dönüp ilerledi.


    “Ne yapıyorsun kız sen ortalık yerde? Ay vallahi delirdin sen. Tamam ettin işte teklifini. Bak istemiyor işte çocuk.”


    Kulağına gelen kavga seslerini umursamayarak kendini personel odasına attı. Eski olduğu halde temiz olan koltuğa oturduğunda duyduğu sesle yerinden sıçradı.


    “Korkma lan benim.”


    Diğer garson, personel odasına bodoslama dalmış, nefes nefese eski koltuğun diğer ucuna kendini atmıştı. Nasıl yorulduysa artık hala nefes nefeseydi.


    “Ne oldu lan. Ne bu hal? Nereye gittin?”


    Karanlık odada arkadaşını görmesede onun olduğu yere başını çevirdi ve gelecek cevabı bekledi.


    “Alınacak birkaç bir şeyler vardı. Almakta bana düştü.”


    Yorgun ve sıkıntı karışımı bir ses tonuyla cevabı verdikten sonra ses tonunu değiştirip konuşmaya devam etti.


    “Sen onu bunu boşver de, söyle bakalım. Neden ayağına gelen fırsatı teptin?”


    “Anlamadım ne fırsatı?”


    O an yanan lambayla karanlığa alışan gözlerinin kamaşması ile başını eğdi ve bir iki dakika sonra başını tekrar kaldırdı. Lambayı yakan arkadaşı Deniz de karşısına geçip oturmuştu. Gözlerinin içine bakan ela gözler utanmasına sebep olsa da ses etmeyip gözlerini kaçırarak konuştu.


    “Sen nereden duydun?”


    <


Yorumlar

Henüz hiç yorum yapılmamış.

Yorum Yap