7 Anlamak
  • Aycan
    20:35:19 19.11.2018,Puan: 1073.15,0 Yorum, #Realist,457 kişi okudu
  • Kendini belli eden neon tabelanın aydınlattığı büyük barın önünde iki saattir dikildiğinin farkına varan Alp, aldığı nefesini geri bıraktı. Artık içeriye girmesi gerekiyordu. 

    Gözüne giren neon tabelaya bakmayı bırakarak, küçük kapıyı ittirdi ve içeriye girdi. 

    Etrafa şöyle bir bakan Alp, şaşırmadan edemedi. Düşündüğünün aksine mekan gayet düzgün görünüyordu. Öyle sıradan barlar gibi değildi. 

    Etrafa bakmayı bırakarak bar taburelerinden birine geçip oturdu ve bardak silme işine dalmış olan barmene odaklandı. Beline kadar uzanan dalgalı siyah saçları dikkatini çekmişti. Sessizce barmenin işini bitirmesini bekledi. 

    Nihayet barmen işini bitirip arkasına döndüğünde bir gencin kendisine hipnotize olmuş gibi baktığını fark etti ve bir kaşını kaldırarak konuştuı. 

    “Selam.”

    Girdiği hipnozdan duyduğu sesle çıkıp kendine gelen Alp, ne cevap vereceğini bir an bilemedi ve çareyi susmakta buldu. 

    Kömür karası gözlere odaklandığı sırada, duyduğu farklı bir sesle gözlerini kömür karası gözlerden zorlukla çekip, sesin kaynağını bulabilmek için başını sağa sola çevirdi. 

    “Sen bize iki bira hazırla.”

    Kulağının dibinden gelen sesle başını o tarafa çeviren Alp, gördüğü kısa boylu, kilolu ve hafif kel bir adamla duraksadı. 

    “Merhaba Alp.”

    Konuşmayıp karşılık olarak sadece başıyla selam vermekle yetinen Alp, adamın uzattığı birayı başını sallayarak kabul etti.

    “Şöyle geçelim mi? Seninle konuşacaklarım vardı.”

    Bu tanımadığı adamın kendisiyle ne gibi bir ilgisi olabilirdi ki? Fakat sonra bunu düşünmekten vazgeçti ve başıyla onaylayarak adamın kendisine yön vermesine izin verdi. 

    Karanlık ve uzun bir koridordan geçtikten sonra küçük siyah bir kapının önünde durdular. Adam cebinden çıkardığı anahtar yığınının arasından seçtiği bir anahtarla kapıyı açarak içeriye girdi. 

    “Hayrola babalık, beni mi sikeceksin yoksa? Yalnız şunu söyleyim, kalbin buna dayanmayabilir.” 

    Adam gülümseyerek başını iki yana salladıktan sonra eliyle yanındaki boş koltuğa işaret ederek konuştu. 

    “Benden o işler geçti artık evlat. Fakat David arkadaşım olmasaydı ve genç olsaydım, emin ol ayağıma kadar gelen bu fırsatı asla geri tepmezdim.”

    Adamın kendisine açıkça yürüdüğünü gören Alp, yüzüne yamuk bir gülüş takınarak başını sağa sola salladı ve kendisine gösterilen yere geçip oturdu.

    “Eminim babalık, eminim.” 

    Derin bir nefes alıp verdikten sonra asıl konuya giriş yaptığında, gözleri adamın kasıklarındaydı. Yani, en sonki seksini iki hafta önce yaptığını düşünürsek, bu gayet normal sayılırdı aslında. 

    “Babalık sen David’i nereden tanıyorsun?”

    “David benim Amerika’dan eski bir arkadaşım. Uzun yıllar boyunca beraber olduk. Fakat Amerika’ da işlerim bozulunca Türkiye'ye dönmek durumunda kaldım. O ise Amerika'da kalmayı tercih etti. Böylece birbirimizden koptuk işte.” 

    Adamın hüzünle başını eğmesi ile Alp’in aklına yıllar önce kaybettiği arkadaşı gelmişti. Sızlayan burnu ve dolan gözleri onu ne kadar çok özlediğini gösteriyor gibiydi. Sadece adını hatırladığı arkadaşı belki de ölmüştü. Bu babalık her harikulade kendisinden daha şanslıydı. 

    “İyi misin? Sarp sana su getirsin mi?” 

    Başını iki yana sallayan Alp'in verdiği cevaptan memnun kalmayan adam, cebinden telefonunu çıkardı ve bir arama yaptı. 

    “Buraya bir su getir.” 

    Emrini verdikten sonra telefonu kapatıp cebine koyan adam, yanı başındaki genç adama döndü. 

    “Babalık, babamı bulmamda bana yardım edecek misin?”

    Tam o anda içeriye giren barmen dikkatleri dağıttı. 

    “Suyu getirdim patron.”

    Barmenin uzattığı suyu alan adam, suyu yanındaki genç adama uzayacağı sırada; genç adamın gözleriyle barmeni soyduğunu fark ederek duraksadı. 

    “Evlat sen bir dinlen, bir rahatla. Bunları daha sonra da konuşuruz.”

    Suyu deri koltuğa koyduktan sonra ayaklanan adam, Sarp'ın kulağına bir şeyler fısıldadı ve sonra ortadan kayboldu. 

    Adamın aniden odadan çıkıp gitmesiyle şaşıran Alp, duyduğu boğuk sesle gözlerini kendisine tuhafça bakan Sarp’a dikti. 

    “Bir şeyler içmek ister misin?”

    Başını otomatikman sağa sola sallayan Alp'in nutku tutulmuş gibiydi. Hiç birşey yapamıyordu. Kendisine yavaşça yaklaşan barmene şaşkınlıkla baktı. 

    “Peki öyleyse.”

    -
    Kafasının içinde çalan zil sesiyle sıçrayarak uyandı. Bir süre yattığı yerden tavana boş boş baktıktan sonra, hala ısrarla çalan zille yerinden zorlukla doğruldu ve kapıya yöneldi. 

    “Hay sik-”

    Kapıyı açtığında gördüğü kişiyle ettiği küfürü yarım kalırken, utançla biraz geriledi. 

    “Gidip gitmediğini merak ettim. Gelipte bir bakayım dedim.”

    Ela gözlü genç, Kuzey'i iteleyip içeriye girdiğinde; anında burnunu tıkayıp elini havadaki kokuyu dağıtmak istercesine salladı ve gerisin geriye dönerek hâlâ utançla olduğu yerde dikilen Kuzey'e baktı. 

    “Oğlum buranın hali ne lan?”

    Bir hışımla salonun tüm pencerelerini açan Deniz'in öfkeli gözleri Kuzey'in üzerindeydi. Çünkü arkadaşı Kuzey fazlasıyla dağılmıştı. 

    “N'oldu oğlum sana? Ne bu hal?”

    Kuzey, bunun üzerine utançla gülümseyip ellerini ne yapalım dercesine salladı ve bakışlarını yere indirdi. Bunca yıllık arkadaşının karşısında sadece boxerla dikiliyor olmak onu daha da utandırmıştı. 

    “Gece uyandım da, terlemişim.”

    “Acaba neden?”

    “Deniiz!”

    Kuzey'in kızar gibi konuşmasıyla gülümseyen Deniz, salondaki tek koltuğa oturduğunda eliyle yanını pat patladı. 

    “Gel buraya gel. Buraya seni utandırıp yerin dibine sokmaya gelmedim.”

    Deniz'in sözünü dinleyip koltuğa oturan Kuzey, bir süre konuşmayıp başını önüne eğdi ve utancını sesine yansıtmamaya çalışarak sordu. 

    “Mehmet amca nasıl?”

    “İyi iyi.”

    Bir süre ikiside konuşmadı. Aradan bir süre geçti ve nihayet ikisinden biri boğucu sessizliğe son verdi. 

    “Ne zaman gideceksin?”

    Kuzey eğdiği başını kaldırdı ve soran gözlerle kendisine bakan arkadaşına gözlerini dikerek konuştu. 

    “Bu evi ne zaman satarsam.” 

    “Öyle mi?”

    “Öyle.”

    Gitgide sinirlenen Deniz, sakinleşmek için derin bir nefes aldı. Hazmedemiyordu. Bunca yıl aynı yerde çalıştığı, yediği içtiği ayrı gitmediği arkadaşının neden böyle yaptığını anlayamıyordu. Anlayışlı olmaya çalışsa da bunu daha fazla sürdüremezdi. 

    “Ben neden bu halde olduğunu biliyorum. O adam… O adam gitti diye böylesin değil mi?”

    “Ne diyorsun Deniz?”

    “Sen ne demeye çalıştığımı gayet iyi biliyorsun.”

    Hayal kırıklığına uğrayan Kuzey, dolan gözlerini göstermemek için başını eğse de Deniz fark etmişti.

    “Gizlemeye çalışma hiç. Bir erkeğe aşık olmaktan utanmıyorsun da, ağlamaktan mı utanıyorsun.”

    Dolan gözlerindeki yaşları akıp giden Kuzey, hayal kırıklığıyla arkadaşına baktı. Bunu beklemiyordu. 

    “Aşkımdan mı utanacağım? Peki neden?”

    Safça sorması Deniz'i daha da sinirlendirirken, Kuzey'in ağlaması şiddetleniyordu. 

    “Bir erkeğe aşık olduğundan ve yok yere kendini yıpratmandan olmasın. Bence gayet mantıklı bir sebep.”

    “Yeter ya yeter! Aşkı ne sanıyorsun sen? Ne anlıyorsun aşktan da, burada böyle konuşabiliyorsun? Ben günlerdir ne çekiyorum, nasıl ölüp ölüp diriliyorum haberin var mı? Yok! Nereden haberin olsun ki. Sana anlattığım kadarını biliyorsun.”

    Sesi ağlamaktan kısılmıştı. Zorlukla yutkundu ve zayıf sesiyle başını yeniden önüne eğerek konuşmaya devam etti. 

    “Sen hiç bir şey bilmiyorsun.”

    Başını tekrar kaldırdığında hüzünlü gözlerle karşılaştı. Kendisini mahvettiği gibi arkadaşını da mahvediyordu. 

    “Kalbimi çaldı. Üstüne de hiç bir şey olmamış gibi çekti gitti. Gerçi aramızda ne geçti ki?”

    Daha fazla dayanamayan Deniz, Kuzey'i kolları arasına aldı ve fısıltıyla konuştu. 

    “Özür dilerim.”

    Hıçkırıklara boğulan genç adam, boğuk çıkan sesiyle zorlukla konuştuğunda kendisine sarılan arkadaşına kollarını doladı. 

    “Gitti.” 

    -
    “Bak istersen kalabilirim.”

    Deniz ısrar etse de Kuzey karşı çıkıyor, arkadaşı Deniz'i kibarca evinden kovuyordu. Ne kadar anlatmaya çalışsa da kendisini anlamayacaktı. Bu bariz belliydi. 

    “Haydi abi haydi. Akşam oldu zaten. Ben bakarım başımın çaresine.”

    Gerçi bu yaptığı doğru olmasa da, bunu umursamadı. Deniz böyle küçük şeylere takılabilecek bir yapıya sahip değildi. 

    “Peki bakalım. Ulan bir dur, tamam gidiyoruz. Herife bak, resmen kovuyor beni ya.”

    Nihayet Deniz gittiğinde derin bir oh çekti. Bazen Deniz bile çekilmez olabiliyordu. 

    Derin bir nefes alarak odasına doğru ilerledi. Altına mavi bir kot, üzerine de gri renk uzun kollu bir gömlek geçirdikten sonra anahtarını da alıp evden çıkıp gitti. 




Yorumlar

Henüz hiç yorum yapılmamış.

Yorum Yap